KARİKATÜR VE KÖSNÜLLÜK

09 Ağustos 2010 Yazan oburmizah  
Kategori hasan efe, yazarlar

hasane

    Popüler bir yaklaşımla ad koymak istenseydi başlık, Karikatürde Cinsellik ve Erotizm olabilirdi. Belki Cinsel ve Erotik Karikatürlerde Birey şeklinde de düşünülebilir.

         Kösnü, halk dilinde yaygın olan, ama kırsalın dışında pek kullanılmayan bir sözcük. Eski Türkçe ile Orta Türkçedeki arzu etmek ve dilemek anlamına gelen “köse” den türeyen kösnü, Erkek ve dişinin birbirine karşı duydukları cinsel istek, şehvet anlamına gelir bugünkü konuşma dilinde. Anadolu ağızlarındaysa; ‘kösnük, kösmük, kösnek, küsnek, küsnük’ 1.çiftleşmek isteyen at, eşek vb hayvan; 2.cinsel sapık erkek; 3.isterik kadın anlamına gelir.(1)

         Cinsellik, bir ad olarak dilimize Arapçadan gelen ve yaşambilimde(biyoloji); erkeklik ve dişilik olarak canlı varlıkların cinsel özelliklerinin tümü olarak açıklanır.(2)

         Aynı kaynak erotizm’in, ad olarak Yunancadan dilimize girdiğini imler ve şu anlamlarla karşılar; 1.erosçu olma durumu, 2.cinsel duygu ve isteklerine çok düşkün olma durumu. Eş. Erotizm, yeni kösnüllük.

         Eros, Yunan mitolojisinde aşk tanrısı olarak geçer. Cupido, Roma mitolojisindeki karşılığıdır. Eros yalnızca aşk değil, üremenin de tanrısıdır. Eros mitolojide ve kaynaklarda gençleştirilerek (çocuklaştırılarak) sevginin de sembolü haline getirilmiştir.

         Serre’nin şu karikatürü buna bir örnektir.

 

 

he1

Başlık, Cinsel ve Erotik Karikatürlerde Birey, olsaydı birey kavramının irdelenmesi bizi dirimbilimin derinliklerine de götürebilirdi. Wilhelm Reıch bu konuyu “Kişilik Çözümlemesinde” ayrıntılarıyla ele almıştır. Oysa cinsellik kavramında da bu dirimbilimsel özellikleri ana çizgileriyle görebiliriz. Erich Fromm Sevme Sanatında, Freud’a göre sevgi, temeli cinselliğe dayanan bir olgudur, der. Bir alıntıyla şöyle sürdürür, “İnsan kendisine en büyük zevki, cinsel(cinsel organlarla) sevişmenin verdiği deneylerle bulmuştur ve böylece cinsel sevgi insanın her türlü mutluluğunun öncüsü olmuş ve o, mutluluğunu cinsel ilişkilerde, cinsel organlarla birleşme yollarında aramayı yaşamının ana noktası haline getirmiştir.”(satırlarda agk, 88)

Bunu da Serre’nin alttaki karikatürüyle içleştirelim.

he2

Cinsellik yaşamsal bir kavram olarak dirimbilimin alanında en geniş ayrıntılarıyla ele alınıp incelenirken ruhbilimle de iç içedir. Öte yandan bireyin cinsel yaşamı kültürel, ekonomik, tarihsel ve coğrafi olarak da içleşmiş durumdadır.

Örneğin batı kültürünün hoşgörü ve doğallıkla algıladığı bireyin cinsel yaşam biçimi doğu toplumlarında tersinlenmiş olarak ortaya çıkar. Bu da kapalı ve sapık ilişkileri doğurur.

Metin Üstündağ’ın şu karikatüründeki gibi.

 he3

Örneğin ülkemizin çok yakın geçmişinde yaşanan Manisa, Siirt, vb bölgelerdeki cinsel sapma olayları bunun en kaba örneğidir. Geçtiğimiz yıllarda batıda yaşanan ve bütün Avrupa’yı ayağa kaldırın, bir babanın öz kızını yıllarca mahzende tecavüz etmesi ve bu tecavüz sonucu çocukların doğması, yüzyıllarca süren kültürel ilişkileri alt üst etmiştir o coğrafyada.

Bu ve benzeri olaylar bireye ait olduğu toplumda “ben” olup olamama durumunun bir sapma şekliyle patlamasından başka bir şey değildir. İç yaşamının volkanını ortak değerler bileşeninde aşamayan birey, kendini çevreleyen ekonomik koşulların, farklı biçimde kendine sağladığı olanaklarla bu iç çatışmalarını toplumla ters düşecek şekilde yaşar.

Yine Serre’den bir örnek.

he4

Cinsellik eğitilebilirliği de kapsar. Bu, ilkin aile sonra da eğitim kurumlarında sürer. Bizim gibi ülkelerde hem aile hem de eğitim kurumlarında genel olarak böyle bir eğilim söz konusu değildir.

Cinsellik ve erotik kavramlarını ele alırken bazı sözlük ve ansiklopediler sözcükleri birbirleriyle de karşılarlar.

Sözcüklerin kullanımında algıya kattığı ayrıntıları da göz ardı etmemek gerekir. Günlük yaşamda kullanılan erotizm ile cinselliğin arasındaki farkı ipince bir çizgiyle ayırmak olasıdır. Dirimbilimselliğin dışında cinsellik her ne kadar biraz ağırlaşsa da erotizm daha hafif, daha insansı ya da kabalığa ve hayvansı isteği geri iten bir çağrışımı göz ardı etmemek gerekir. Cinsellikteki algıysa erotizmin tersinlenişi olarak da düşünülebilir.

Karikatür sanatındaki cinsellik (kösnülük) teması, bütün ülkelerde yaşanan bir gerçekliğin estetize edilişinden başka bir şey değildir. Bunun verilişi yani cinsellik ya da erotizmin karikatür ile yansıtılışı o ülkenin eğitim ve kültürel durumuyla yakından ilgilidir.

Ülkemiz karikatüründe bunun binlerce örneğini görebiliyoruz. 1900’lü yıllardan günümüze dek birçok mizah ve karikatür dergisinde erotik ve cinsellik konusu işlenmiş ve çok da ilgi çekmiştir. En çok da satış yapan dergilerin başında bu tür yayımlar gelmektedir.

İlginin bu derece yoğun olmasının en önemli özelliklerinden biri cinselliğin, bir tabu olmasıdır. Özellikle birkaç büyük kentimizin dışındaki şehir, kasaba ve köylerimizde gençler açıkça, orta yaşlı ve az sayıda yaşlılar da gizli bir şekilde cinselliği konu alan mizah- karikatür dergilerini zevkle okumaktadırlar!

Kendi içlerindeki bastırılmış duygularının, ortaya koyamadıkları ya da sağlıklı yaşanamayan cinsel ilişkilerinin yansımalarını bu dergilerde görmektedirler.

Fatih Solmaz’ın şu karikatürüne bir bakalım.

he5

Bireyler kendi ‘ben’lerini bu dergilerde bulmaktadırlar.

Okurun kültür düzeyinin düşük olması karikatürcüyü de zorlamamaktadır.

Tematik olarak estetik kaygı ve sanatsal beğeni sorunu olmayan bazı çizerler, okuru da alt seviyelerde tutmaktadırlar.

Bir başka gözle bakıldığında çizerler, toplumdaki bireylerin bir sesi, soluğu olarak öne çıkar, ilgi de görürler. Oysa bu ses,  onların(okurların) duygularını, bastırılmış sorunlarını salt sorun olarak ortaya koyar. Bu, karikatürü bir sanat olarak ele aldığımızda reddedilemez bir durumdur. Ama kapalı bir toplumun değer yargıları bir üretim malzemesi olarak ele alındığında sanatsal sorunun da sorgulanma durumu ortaya çıkar.

Sonuçta karikatür sanatında bir meta olarak ele alınan cinsellik, sanatın da ötesinde ekonomik, kültürel, toplumsal, sosyal, biyolojik, ruhsal alanların toplamı olarak kendini çarpıtılmış bir şekilde piyasaya sürer.

                            

(1.) Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü, Prof. Dr. Tuncer       

      Gülensoy, A-N, TDK, Ankara 2007

(2.) Tükçe Sözlük, Ali Püsküllüoğlu, Doğan Kitap 2.bas. Ekim 1999 İstanbul

KARİKATÜRDE ESTETİK VE ALGILAMA İŞLEVİYLE MUHALEFET

09 Temmuz 2010 Yazan oburmizah  
Kategori hasan efe, yazarlar

hasane

   Karikatür, çizgi ile yapılan bir sanattır. Bu, tanımlardan sadece biri olmasına karşın farklı tanımlar da vardır.

   Bu çizgi sanatının, yani karikatürün bugünkü gelişiminde çizginin oluşturduğu bütünlük bazı karikatürlerde salt renk, derinlik, kolaj, grafik, vb. unsurlarla öne çıkar ki, bu da karikatür sanatını farklı bir estetik düzleme sokar. Bir sanat yapıtının olmazsa olmazıdır bu estetik kavramı.

         Estetik;

1.     Sanatsal yaratının genel yasalarıyla sanatta ve hayatta güzelliğin kuramsal bilimi, güzel duyu, bedii, bediiyat

2.     Güzellik duygusu ile ilgili olan.

3.     Güzellik duygusuna uygun olan.

4.     Güzelliği ve güzelliğin insan belleğindeki ve duygularındaki etkilerini konu olarak ele alan felsefe kolu, güzel duyu.

5.      Kusurlu bir organı düzeltmek veya güzelleştirmek amacıyla uygulanan (yöntemler).(Vurgular bana ait.HE) (www.anlambilim.net/poetika-nedir-1330.htm)

Bu tanımlamalardan sonra asıl konumuza dönelim.

     Karikatür bir muhalefet işlevi görecekse, görsel kabalıktan kurtulması kaçınılmazdır. İnsan ruhunun güzelliklerine dokunabilmek ancak estetik bir kaygıyla gerçekleşir.

     Salt yeterli değildir bu. Estetik veriyi (yapıtı-karikatürü) sunabilen bir sanatçının (karikatürcünün), bu veriyi algılayabilecek, yani bu estetik kaygıları kavrayabilecek ya da başka bir deyişle bu sanatın kodlarını çözebilecek bir alıcının(okuyucu-karikatürü bakan) olması kaçınılmazdır.

     Bunu şöyle ardıllayabiliriz:

     Karikatür bir sanatsa onun bir estetiği olmalı, estetikse bir güzelliğin, bir duygunun bireşimlerini kucaklamalı ki; o zaman bunları duyumlayanların da beğeni düzeylerinin sıradan olmaması gerekir. 

 

 Willem Rasing’in şu karikatürüne bakalım.

image002

 

             Willem Rasing*

Bu örnek, klasik karikatür tanımına uymaz. Alıcının (okuyucu-karikatürü bakan) da karikatürün estetik kodlarını çözebilecek bir durumda olması  kaçınılmazdır.

 

Kazanevsky Vladımır’ın alttaki örneği, klasik karikatür tanımına daha uygundur. Bu karikatürün kodlarının çözülmesi için estetik unsurunun etkileyiciliği yanında düşünselliğinin de ele alınması zorunludur.

image004

Kazanevsky Vladımır**

 

         Burada düşünce kavramı da bir işlerlik kazanır ki, bu da karikatürün önemli unsurlarından biridir.

         Ele aldığımız estetik ve düşünce kavramlarına eleştiriyi de koymamız kaçınılmaz olacaktır.

Genelde karikatürün eleştirel bir bakış içinden çıktığı yadsınamaz.

Kazanevsky Vladımır’ın  karikatürünün kodlarını çözebilen okur, bu işlevi yerine getirirken ister istemez karikatürcü tarafından verilen estetik unsurları zihninde canlandırıp karikatürün düşünsel boyutunu da aynı süzgeçten geçirecektir.

         Burada içleşen estetik ve düşünce, okurda bir algılama süreci yaratıp karikatürün de kavrama yolunu açacaktır. Böylece karikatür, okur zihninde ya mizah ya da gülmece olarak belirecektir.

         Gülmece ile mizah bir birinden farklıdır.

         Okur veriyi(karikatürü) mizah olarak algılarsa eleştirel bakış daha da yakınlaşmış olur. Eğer veri(karikatür) gülmece olarak algılanırsa eleştirel bakış kaybolur.

         Eleştirel olmayan bir şey, muhalif de olamaz.

            Muhalif-muhalefet’in sözlükteki anlamı şöyledir.

         ***Muhalefet, A.i.(Ha ile ) Yenileşme. Karşılıklı yemin etme.

  Muhalefet, A.i.(Hı ile) [Hilâf’tan]1. Uymama, başka türlü olma. 2. Karşıtlık. Düşmanlık.

         Muhalif, muhalife, A.s. [Hilâf’tan] 1. Uymaz. Karşı. 2.Karşıt. Aksi taraf veya fikirde olan (Büyük Osmanlıca-Türkçe Sözlük, Mustafa Nihat Özön, İnkılâp Kitabevi, İstanbul 1989)

     Bu tanıma göre karikatür neye muhalif olacak?

     En kısa ve basit olarak; iyi gitmeyen, kötü olan her şeye denebilse de zihninde ister istemiz politik yani siyasi bir erke muhaliflik, çağrışımı kaçınılmaz oluyor.

Ya da “öteki”ne muhaliftir…

     Peki öteki nedir?

Öteki kimdir?

     Bizden olmayan!

     Biz kimiz?

     Şimdi bir başka soru.

     SSCB Bloku yıkılmadan önce Rusya ve Doğu Avrupa ülkelerinin (Bulgaristan, Romanya, Arnavutluk…) karikatürcüleri yıllarca çizdiler, şimdi siyasi erk değiştiğine göre bu ülkelerin karikatürcülerindeki muhalif görev için ne denebilir?

     O zaman ülkeleri tersinleyebiliriz.

     Karikatür muhalifse, Almanya, İngiltere, İsviçre, İtalya… çizerlerinin muhalifliği için ne söylenebilir?

     Biraz da farklı açıdan bakalım.

     ****Klasik Yunancada polemus savaş, polemikos savaşçı anlamına gelir. 

Bugün laf kavgası (Basın yoluyla yapılan tartışma) dediğimiz polemik¹ sözcüğünün anlamı buradan çıkar. Eleştirel yaklaşımın dışında kalan polemikler, burjuva ideolojisi içinde kalan sürtüşmelerden başka bir şey değildir. Böyle bir sistemin içinde, basın, yayın yani medya kendi üstünlüğünü kurduğu için kendi beğenisine göre belirler yazar ve çizerlerini. Böyle bir ortamda gerçek anlamda etkili bir muhaliflikten söz edilebilir mi?        Kitlelere ulaşamayan karikatürcü, muhalif görevi tam anlamıyla getirebilir mi?

Daha yakın geçmişe kadar birçok gazetenin ilk ya da son sayfalarında eleştirel karikatürü görebilirken, bugün birkaç gazete sadece iç sayfalarında  yer vermektedir. Mizah dergilerinin genelinde muhalif tavır görülüyor gibi olsa da bu bizim anladığımız anlamda etkili bir muhaliflik değildir. Ortaya çıkan gerçek, kıstırılmış, sıkıştırılmış, kuşatılmış bir bireyin iç ve toplumla olan çatışmalarından başka bir şey değildir.

Kısa aralıklarla, değişik yerlerde çizen, sergiler açan, kart, afiş, vb. okura ulaşmaya çalışan çizer medya burjuvasının istediği sınırdan öte geçememektedir.

Bu, pazar ekonomisi açısından da olası değildir. Olsa bile etkisi çok sönüktür.

Pazar ekonomisi, salt kâr olarak düşünüldüğü için sistemdeki her şey buna göre belirlenir ki, sağlık, eğitim, sanat da bundan payını alır.

Bunun etkileri şöyle dile getirilir.

“İçinde yaşadığımız toplumun vardığı yer; Che posterli kazağıyla ibadet eden gençler!”

Karikatürde gerçek muhalefetin oluşturulması için; sanatçıdaki narsizm dozunun düşürülmesi, polemiklerin ortadan kaldırılması, medyanın oluşturduğu ‘benim istediğim kadar varsınız’ yaklaşımının kırılması, yayıncılık sektörü krizinin aşılması gerekir.

Bunlar ancak yukarıda sözünü ettiğimiz unsurlarla içleşirse genelde sanat, özelde karikatür alanında gerçek muhalif tavır ortaya konabilir.

Eğer karikatür bir ateşse, bu ateşin koru da insanın içindeki özdür. İnsanın iç çelişkileri, kendi kendine çatışması daha iyiye, güzele ve ileriye doğru gelişmesini sağlar ki, bu da gerçek muhalefetin özüdür. Bu olmazsa bireyin bireyle, bireyin toplumla; toplumun bireyle, toplumun da toplumla çatışmaları söz konusu olamaz. Sonuçta istenilen gelişme gerçekleşemez.

 

Kaynaklar:

* www.yazimhane.com/modules.php?name=Forums&file

** www.yazimhane.com/modules.php?name=Forums&file

*** Bu, bizim üzerinde durduğumuz anlam değil, diğeriyle karıştırılmasın diye ayrı ayrı ele alındı.

**** Ali Galip Yener, Akatalpa, Mart 2010,s123, yazısından bağlantı kurularak

¹Polemik, a.Yun. Basın yoluyla yapılan tartışma. (Türkçe Sözlük TDK)

 

TÜRK KARİKATÜRÜNDE KADINA GENEL BAKIŞ

31 Mayıs 2010 Yazan oburmizah  
Kategori hasan efe, yazarlar

hasaneDünya geneline bakıldığında “kadın ve kadın sorunları” az çok birbirine benzemektedir. Hemen hemen hiçbir ülkede bu sorun tam anlamıyla çözülmüş değildir.

Kadın sorunları, ülkenin ya da bölgenin eğitim, kültür, ekonomik, politik ve coğrafi durumuna göre belirgin bir şekilde farklılıklar gösterir.

Gelişmiş ülkelerde bu sorunlar kısmen azalmış görünse de tamamen giderilememiştir.

Gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkeler “kadın ve kadın sorunları” için farklı çözüm arayışı içindedirler.

Şu verilere bakalım.

“Ülkemizde kadınlar 3 Nisan 1930’da yerel seçimlerde, 1934’te ise genel seçimlerde seçme ve seçilme haklarını kazandı. Fransa, Almanya ve gelişmiş diğer Avrupa ülkelerinde bu hak daha sonra elde edildi.

Cumhuriyet’in ilerleyen yıllarında kadınların seçilme oranı giderek düştü.

1935 genel seçiminde 395 milletvekilinden 18’i, 1999’da 550 milletvekilinden 22’si, 2002’de 550 milletvekilinden 2’si kadın milletvekili olarak TBMM yer almaktadır.  Türkiye, 2000’de parlamentoda kadın temsil oranı açısından dünya sıralamasında 143. sıradayken 2004 yılında  150. sıraya düşmüştür.

İsveç, Norveç, Danimarka gibi ülkelerde kadınların temsil oranı %40’larda iken ülkemizde kadınların temsil oranı TBMM’de  %4.4 ve yerel yönetimlerde %4.6’dır.  (www.turkpolitika.com’dan özetlenerek)

Avrupa Parlamentosu’nda kadın sandalyesi oranı 1999-2004 döneminde yüzde 30′ken son seçimlerde bu oran yüzde 35′e çıktı. Yüzde 50 kotanın da ötesinde Avrupa Konseyi ülkelerin ortak hedefi olan yüzde 40 kadın temsili de sağlanamadı. (İstanbul – BİA Haber Merkezi, 18 Haziran 2009, Perşembe; bianet.org’tan özetlenerek)

Verilere bakıldığında gelişmiş ülkelerin kadınları da  yönetimde erkeklerle eşitliği sağlayamamaktadır.

Bu dengesizlik yaşamın diğer alanlarında da kendini göstermektedir.

Ataerkil bir toplumun gelenek ve görenekleri yasalarla kadınlara yeni haklar ve sosyal olanaklar sunsa da erkek egemen toplum bunları kendi ekonomik, siyasal ve hukuksal yaptırımlarıyla birlikte ele aldığı sürece bu kısır döngü kadının aleyhine işler.

Bir başka açıdan bakıldığında kadın ve erkek arasındaki fiziksel, psikolojik ve biyolojik ayrımlar da yadsınamaz. Bu da erkek egemen toplumda kadın sorunları olarak öne çıkarılır.

Kadının bedensel olarak erkekten farklı oluşu, doğum olayı, çocuk büyütme, vb durumlar zaman zaman onu edilgen kılar. Bu gerekçeyle erkek egemen toplumda kadın ister istemez geri duruma itilir.

Kendini var etme uğraşıyla didinen kadın yapısal üretkenliğinin yani doğurma ve çocuk yetiştirmenin dışında toplumsal üretimde de yer almak için etkenliğini sürekli kılmak zorundadır. Bu zorundalıkla bir takım haklar elde eden kadın, varlığını sürdürmek için yüz yıllardır bir uğraş içindedir.

Karikatür sanatına bakıldığında da kadın erkek oransızlığı gözden kaçmaz. Karikatürdeki erkek egemenliği tüm dünyada da kendini gösterir.

Ülkemizdeki durum da aynıdır.

1867-1878 Tanzimat, 1878-1908 İstibdat Dönemi’nden bugüne  dek karikatür sanatı gündemden düşmemiştir. Siyasi erk bu sanatı zaman zaman baskı altına almış, kimi zaman da hoşgörüyle karşılamıştır. Bu süreçte yer alan bir kadın karikatürcü görülmese de erkek karikatürcülerin çizgilerinde kadına sıkça yer verilmiştir.

Bizde ilk kadın karikatürcü 1908-1918 Meşruiyet Dönemi’nde Leylâk dergisinde görülür. On beş günde bir yayımlanan dergi 1914’te iki sayı çıkar. Çizerleri arasında Fatma Zehra Hanım vardır.

Turgut Çeviker, “Leylâk, bir kadın gazetesidir, denebilir. Belki de kadınlar için mizah.” der. (Geleşim Sürecinde Türk Karikatürü, Turgut Çeviker, c.2, sf.202, Adam Yayınları, 1988 İstanbul)

Şu karikatür Fatma Zehra Hanım’ındır.

1(Agy, s.254)

Daha sonraki dönemlerde kadın temalı çalışmalar artsa da kadın karikatürcü görülmez. 1920’de Sedat Simavi’nin “Kadınlar Saltanatı” adlı ikinci albümü çıkar. (Agy.,c3, sf 63)

Ramiz Gökçe 1945’te Kadınlar Albümü’nü yayımlar. 1946’da da Tombul Teyze görülür. (Agy.,c3, sf. 106)

2. Dünya Savaşı döneminde 1928 İstanbul doğumlu Selma Emiroğlu(Aykan) 14 yaşında  Amcabey dergisinde ilk karikatürlerini yayımlar. (Cumhuriyet Dönemi Türk Karikatürü, Semih Balcıoğlu, s133, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1983 Ankara)

2

Selma Emiroğlu

3

Emiroğlu’ndan bir karikatür

Emiroğlu karikatür ile ilgisini şöyle anlatır, “…annem beni oyalamak masadıyla çizdiği kedi ve karga resimlerinin cazibesine kapılarak sanat hayatına girdim. On iki yaşıma kadar hergün resim yaptım. Defterler, kitaplar ve evin duvarları resimlerle doldu. Bu ara Cemal Nadir’i tanıma fırsatı kazandım. Benimle çok meşgul oldu ve çizgilerim de karikatür yoluna saptı…”

Emiroğlu, Amcabey ile başlayan çizgi yaşamını Doğan Kardeş, Tef, Akbaba dergilerinde sürdürür. Daha sonra Almanya’ya yerleşir. (Agy)

Kadın karikatürcüler 1950’li ve daha sonraki yıllarda öne çıksalar da beklenilenin çok altında kalırlar.

Bu çizerlerden; Selma Gündüz, Meral Simer, Semiramis Aydınlık, Sema Ündeğer,  gibi kadın karikatürcülerin adlarını görürüz önce.

4

Meral Simer

5

Meral Simer’den bir karikatür

6

Sema Ündeğer

7

Sema Ündeğer’den bir karikatür

1972’de Gırgır’ın çıkışıyla kadınların karikatüre ilgisi artar.  6-7 yıl sonra Oğuz Aral genç çizerlere dergide yer verince Özden Öğrük, Gülay Batur, Ramize Erer, Meral Onat ve Eda Oral “Biz Bıyıksızlar” köşesinde kadınların sorunlarını ve yaşamlarını dile getiren karikatürlere yer verirler.

8

Biz Bıyıksızlar

10

Özden Öğrük

9

Özden Öğrük’ten Çılgın Bediş karikatürü

11

Gülay Batur

12

Gülay Batur’dan bir karikatür, lambiek.net

13

Ramize Erer

14

Ramize Erer’den bir karikatür, www.wardom.org

15

Meral Onat

16

Meral Onat’tan bir karikatür

Piyale Madra ve Nuray Çiftçi de farklı çizgileriyle öne çıkan  kadın karikatürcülerdendir. Yalın çizgileri ve kadına farklı açıdan bakışlarıyla diğerlerinden ayrılırlar.

Piyale Madra, kadın erkek ilişkilerini psikolojik yönden ele alırken toplum ve birey çatışmalarını öne çıkarır. Öte yandan bireyin içsel çelişkilerini de ortaya koyar.

17

Piyale Marda

18

Piyale Madra’dan Piknik bant karikatürü

19

Ademler ve Havvalar, Piyale Madra www.piyalemadra.com

Nuray Çiftçi, Bulut Bebek bant karikatürüyle çocuğun iç dünyasını yansıtırken anne çocuk girişikliğini ele alır. Diğer bir deyişle kadının ve toplumun sorunlarını çocuk üzerinden verir. Ayrıca reklam amaçlı karikatürler de çizer.

20

Nuray Çiftçi

21

Nuray Çifitçi’nin Bulut Bebek bant karikatürü, www.nurayciftci.net

22

Nuray Çiftçi’den bir karikatür

1993’te Feyhan Güver Limon’da çizmeye başlar. Bu süreç Leman, Pazartesi dergileri ile Yeni Binyıl gazetesinde devam eder. Güver, kırsal kesimde yaşayan kadınların sorunlarını dile getiren Bayır Gülü tiplemesiyle adından söz ettirir. www.geyikoloji.com/karikatur/bayir_gulu

23

Feyhan Güver

24

25

Feyhan Güver’den bir karikatür www.geyikoloji.com/karikatur/bayir_gulu

Günlük gazete ve mizah dergilerinin dışında kalan kadın çizerlerin çalışmaları değişik sanat, bilim ve kültür ağırlıklı karikatür albümü, gazete ya da dergilerin yanısıra karma-bireysel karikatür sergilerinde yer almaktadırlar.

Bunlardan bazıları;

Menekşe Çam, Saadet Yalçın, Zeynep Gargi, Ayten Köse, Tolga Sakarya…

26

Zeynep Gargi

27

Zeynep Gargi’den bir karikatür

28

Tolga Sakarya

29

Tolga Sakarya’dan bir karikatür

30

Ayten Köse

31

Ayten Köse’den bir karikatür

32

Menekşe Çam

33

Menekşe Çam’dan bir karikatür

Yukarıda belirtilen grupların dışında kalan ve yoğun bir karikatür çalışması içinde olmayan resim, desen, grafik, vb çalışmaların yanında karikatür de çizen ya da daha karikatür alanına yeni adım atan çizerler de görülmektedir.

Sözü edilen kadın çizerlerden bazıları;

Tülay Çellek, Melek Okay, Neslihan Özgüven, Hatice Doğan…

Anadolu Karikatürcüler Derneği’nde yer alan kadın karikatürcüler;

Irmak Ataberk, Başak Tarım, Derya Duyar, Ebru Keskin, İlkay Saltık.

Kıbrıslı Türk kadın karikatürcüler de şunlardır;

Semra Yalçın [1981 - 1983 "Birlik" Gazetesi], Zuhal Denizci [1983 - 1985 "Yeni Düzen", "Ortam", "Londra Toplum Postası"], Sevcan Çerkez [2000 - 2008 "Yeni Düzen", "Ortam", "Yeni Düzen Sanat"], Elif Atamaz Aşıcıoğlu [2000 - 2001 "Kıbrıs"]

Diğer kadın karikatürcüler;

Andaç Gürsoy, Aslı Yazıcıoğlu, Asuman Ercan,  Asuman Küçük Kantarcı,  Eda Karaabdurrahmanoğlu, (Gırgır çizeri imzasını Eda olarak atıyor. Eda Oral ile karıştırılmamalı.),  Esin Özbek, Gülsen Özbey, İpek Özsüslü, Melike Acar, Nermin Er, Nermin Özkan, Neşe Binark, Nilay Kortek, Semra Can, Sumru Ekşioğlu.

Yazımızın başından beri adlarından söz ettiğimiz kadın çizerlerin bazılarının karikatür alanında yoğun olduğu söylenemez. Özellikle arada çizen ya da bazı karikatür ile ilgili kurum ve kuruluşlarda yer alsa da etkin bir çalışma içinde olmayan kadın karikatürcülerin kalıcılığı zamanla ortaya çıkacaktır.

Karikatür sanatının gücü son yıllarda artmaktadır. Bu özelliğiyle karikatür sanatı bilim, edebiyat ve eğitim ile içleşmekte, metinler arası ilişkiler bağlamında hızla bir gelişme göstermektedir.

Karikatürün bu gücü ve etkisi farklı dünya görüşünde olanları da etkilemekte, onları önlem almaya yöneltmektedir.

Murat Yılmaz, “Fakat ülkemizde şehirli kadınların bunalımlarını çizen Piyale Madra, köy kadınlarının sorunlarını çizen Feyhan Güver gibi kadın karikatürcüler varken, islâmî hassasiyetleri önemseyerek yaşayan dindar hanımların bu toplum içindeki sorunlarını çizen hanım karikatürcüler maalesef yoktur.

Karikatürün etkisinin sadece kadınların sorunlarını aktarmak için kullanılması gerektiği gibi bir sonuca da varılmamalıdır. Müslüman kadınların çevrelerinde ve dünyada yaşanan siyasi, sosyal, kültürel hatta ekonomik olaylara bakış açılarının karikatür diliyle anlatılması, kadın gözüyle tespitler yapılması ihtiyaç haline gelmiştir.

Karikatür çizmeyenleri olmasa dahi karikatür konusunda bilinçli olduklarını topluma hissettirmeleri bu tip çizimleri yapan kişilerin ön yargılarını değiştirebilir. Gazete ve dergilerdeki karikatürlerin incelenmesi, karikatür sergilerine gidilmesi gibi sanatsal etkinlikler için illâ karikatür çizmeye gerek yok.” der. www.semerkanddergisi.com/Detay.aspx?YaziID=390

Dünyada örneğine pek raslanmasa da gücünü karikatürden alan Filistinli Ümeyye Joha(Cuha) gibi kadın karikatürcü de görebiliyoruz.

Genellikle politik karikatürler çizen Joha, kocasını İsrail suikastleri sonucu kaybeder. Gazze’deki bir üniversitede matematik öğretmenliği okurken Filistin gazetelerinde karikatür çizer. Göreve başlayınca karikatürle öğretmenliğin bir arada gitmeyeceğini anlar, çizgide karar verir. (Kısaltılarak, ags)

Kendisiyle yapılan bir röportajda diyor ki: “Bir kadın kocasını kaybedince gücünü yitiriyor. Ama eşim öldükten sonra çizgilerim daha da kuvvetlendi. Bir yandan hüzne bürünürken, öte yandan da bu acılar çizgilerimi keskinleştirdi. Kocam öldükten sonra hapishanedekiler ve ölenler için de çizmeye başladım. Karikatür benim silahımdır. Karikatürist olmasaydım, başka şekilde kendimi ifade edemezdim.” (ags)

34

Ümeyye Joha(Cuha)

35

www.aljazeeratalk.net Ümeyye Joha(Cuha)’dan bir karikatür

www.haber5.com/haber.php?haber_id=292253

Bu örnek, karikatürün evrensel gücünü gösterir. Ayrıca bir kadının dayanağı olarak da önemlidir.

Ülkemizde 1940-1950’li yıllarda karikatür ve mizah dergileri toplumdaki ağırlığını hissettirir. Yusuf Ziya Ortaç (Akbaba), Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz (Marko Paşa), Refik Halit Karay (Aydede) gibi şair ve yazarların dergi yönetiminde yer almaları başka yazarları da etkiler.

Reşat Enis roman kahramanlarından birini karikatürle buluşturur.

“Türkan ‘Kumluk’da, bir bahçe içinde küçük, güzel bir evde otururdu. İki odanın ortasında ufak bir hol vardı ki, üzerine gelişi güzel atılmış yağlı boya yastıklarla süslü, geniş bir sedir yerleştirmişti. Tirşe duvarlarda Türkan’ın yaptığı bir iki karikatür, karakalem tablo vardı.”(Vurgu bana ait.HE; Kara Toprak, Reşat Enis, Ararat Yayınevi, 1. bas.,1969 İstanbul)

Türk karikatüründe kadının etken olduğu söylenemez. Erkek egemen bir toplumda kadının edilgenleştirilmesi, kadın karikatürcüleri de etkiler. Bu olumsuzluk bazı kadın çizerlerimiz tarafından şöyle dile getirilir.

Piyale Madra’nın şu sözleri ilginçtir.

“Toplumumuzda kadın ikinci sınıf vatandaş olarak görülür. Özellikle ataerkil ailelerde çoğunlukla kadının erkeklerin yanında konuşması, hatta gülmesi büyük ayıp olarak görülür. Böyle bir toplumda kadın çizerlerin güldürmeye ve düşündürmeye dayalı bu meslekte sayıca az olmaları çok doğaldır.(4)” bianet.org/bianet/bianet/43383-turkiyede-kadin-karikaturcu-deyince

Ramize Erer kadın çizer olmanın sıkıntısını şöyle dile getirir.

“…Kadınlar da çizsin zenginlik olsun diye düşündüler. Biraz garnitür olarak baktılar bize…(1)” (ags)

Gülay Batur da kadın karikatürcünün az olma gerekçesini aşağıdaki tümcelerle aktarır okura.

“Türkiye’de bir tek ‘ev kadını’ çok fazla zaten. Kadın pilot, kadın şoför vs. neden çok azsa ‘kadın karikatürcü’ de benzer nedenlerden dolayı çok az…(3)” (ags)

Ülkemizdeki kadın karikatürcü sayısının artması ülkenin diğer sorunlarının çözümüne bağlıdır, dense de bu pek inandırıcı olmasa gerek.

Erkek egemen güçlerin binlerce yılda oluşturduğu bir kültür geleneğinin etkisini göz ardı etmek pek olası değildir.

Bu güç, gelecekte kadın karikatürcülerde istenilen niceliğin artmasında büyük bir engeldir.

Sonuçta böyle olumsuz bir çevrimin kırılıp açılması salt kadın bakışıyla değil, kadın erkek birlikteliğin oluşturduğu özgürlükler ortamıyla söz konusu olabilir.

Kaynaklar:

1.  Gelişim Sürecinde Türk Karikatürü1,2,3, Turgut Çeviker, Adam Yayınlara, 1988 İstanbul

2.  Cumhuriyet Dönemi Türk Karikatürü, Semih Balcıoğlu, Türkiye İş Bankası Kültür

Yayınları, 1983 Ankara

3.  Kitabın Adı Budur “Tan Oral Kitabı” Söyleşi: Aydın Engin, ,

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2006 İstanbul

4.  www.haber5.com/haber.php?haber_id=292253

5.  www.turkpolitika.com

6. bianet.org/bianet/bianet/43383-turkiyede-kadin-karikaturcu-deyince

7.  www.lambiek.net

8. www.piyalemadra.com

9.   www.nurayciftci.net

10. www.geyikoloji.com/karikatur/bayir_gulu

11. www.semerkanddergisi.com/Detay.aspx?YaziID=390

12. www.aljazeeratalk.net/…/3/1184450775.jpg

13. Kara Toprak, Reşat Enis, Ararat Yayınevi, 1. bas.,1969 İstanbul)

14. www.yeniakrep.org

15. www.karderizmir.cjb.net

16. www.anadolukarikaturculerdernegi.org

17. www.mizahvecizgi.com

18. www.nd-karikaturvakfi.org.tr

19. www.rasityakali.com

20. www.karikaturculerdernegi.org/

21. www.wardom.org/showthread.php

Açıklama:

  1. Bazı kadın karikatürcülerin adları Türk karikatür çevrelerinde çok etken olmadığı için yer almamıştır.
  2. Ümeyye Joha(Cuha), bu konuda ender bir örnek olduğu için yazıda yer almıştır.
  3. Bu çalışmada bilgilerine başvurduğum Akdağ Saydut, Cem Koç, Nezih Danyal, Hüseyin Çakmak ve Raşit Yakalı’ya çok teşekkür ederim.

ARİSTOTELES FELSEFESİNDEN KARİKATÜRÜN “OLUŞ”UNA GENEL BAKIŞ

05 Mart 2010 Yazan oburmizah  
Kategori hasan efe, yazarlar

hasaneKarikatürün varoluş aşaması, düşüncenin ve insan psikolojisinin gelişimiyle doğrudan ilgilidir denebilse de toplumsal süreç ve ülke yönetim şekilleriyle de doğrudan bağlantılıdır. Bu saptamamız her ne kadar genel olsa bile kültürel, ekonomik, siyasal etkileri bu sürece dahil edebiliriz.

Sonuçta karikatüre bir kavramlar katmanı olarak da bakabiliriz.

Buradan yola çıkarak, bir “oluş” olan karikatürü “olabilirlik”in oluşu şeklinde değerlendireceğiz bu çerçeve boyutunda.

Aristoteles’in ontolojik(varlıkbiliminin) felsefesi için “gerçek varlık” fenomenlerin (varlığın görünüşü) içinde gelişen özdür. Ona göre, nesnelerin kavram olarak bilinen varlığı fenomenlerden ayrı bir gerçek değildir, fenomenlerin içindeki özdür. Bu öz hep kendisini gerçekleştirir.

Öz, “olmuş olan” varlıktır. Yani öz, kendi şekillenmesinin dayanağıdır. Bu şekillendirmeler gerçek bir şeydir ve bütün fenomenler de yani varlıkların görünüşleri de “öz” ün gerçekleşmeleridir.

Aristo felsefesinin ağırlığı “oluş” kavramındadır. Burada da asıl olan erekliktir (amaç).

Oluş, dört nedenle ortaya çıkar;

a) Maddi neden,

b) Formal neden,.

c) Hareket ettiren neden,

d) Ereklik(amaç) neden.

Bu maddelendirmeleri somutlaştırmak için örnekleyelim.

Yaşamımız için zorunlu bir besin gereksinimi olan ekmekten yola çıkalım.

Ekmekte;

a)      Un, maddi neden,

b)     Ekmek formu, formel neden,

c)     Ekmeği yapan fırıncı,  hareket ettiren neden,

d)     Fırıncının yaratmak istediği şey de amaç nedenidir.(para kazanma-kapitalist düzende)

Bu örnekten de anlaşılacağı gibi Aristoteles’e göre form kazanmış olan madde (ekmek) “varolan”dır.

Evrende bir dizilişler bütünü görülür. Madde ve form bakımından dizilişler bir bütünlük meydana getirir.

Madde ile form arasındaki bu ilişki relatiftir(göreceli). Alta göre salt form olabilen aynı şey, yukarıdakilere göre maddedir.

Un buğday için formdur; ama ekmek için maddedir.

Bir başka örnek;

Pamuk, toprak için formdur, yatak için maddedir.

Ya da

Kâğıt, ağaç için formdur, kitap için maddedir.

Bu dizilimlerin aşağıdan ve yukarıdan sınırları vardır. Aşağı sınırı salt madde, yukarı sınır da salt formdur.

Madde hareket ettirilen şeydir, yani madde kendi kendine hareket edemez. Form da hareket ettirendir. Bütün varlıklar bu ikisi arasında vardır.

Buradan yola çıkarak asıl konumuz olan karikatüre dönelim.

Aristoteles’in varlık felsefesinin yorumunda karikatürün bir “oluş” olduğunu görürüz. Yukarıda da belirtiğimiz gibi “olabilirlik’in oluş’umu”dur karikatür.

Yani bir varlıktır o. Diğer bir deyişle “gerçek varlık”tır.

Bir varlık olan karikatür “oluş”umu; aynı zamanda bir fenomendir yani  görünümdür. Karikatür olan “gerçek varlık” bu görünümün (fenomenin) içinde gelişen bir “öz”dür.

Bir nesne olarak beliren bu karikatür kavramı fenomenden ayrılamayan ve onun yani görünümün içinde olan özdür. Bu öz de hep kendini gerçekleştirir.

Sonuçta “öz” “olmuş olan” bu “varlık” karikatürdür.

Karikatürü diğer bir deyişle “olmuş olan”ı ortaya çıkaran dört nedeni sıralayalım.

a) Maddi neden – Çizgi (Kalem, fırça, boyu, vb)

b) Formal neden – Karikatür düşüncesi-tarasımı

c) Hareket ettiren neden – Karikatürist

d) Ereklik(amaç) neden.- Karikatüristin yaratmak istediği şey.

Aristoteles’e göre karikatür ile ilgili gerçek bilgiye böyle sahip olabiliriz.

Relatif(göreceli) olan bu madde ve form arasındaki ilişkiye, dizilimler şeklinde farklı açılardan da bakılır.

Bütün varlıklar bu ikisi arasında yer alır. Aristoteles, nesnelerin bu bütününü doğa(evren)diye adlandırır.

Yukarıda açıkladığımız oluş’u Yugoslav sanatçı Ivan Haramija’nın karikatürüyle örnekleyelim.

he1

(Bu; gerçek varlık, olabilirlik’in oluş’u, yani karikatür’dür)

OLUŞ’U ORTAYA ÇIKARAN DÖRT NEDEN:

a) Çizgi (boya, kalem, vb)

he2

b) Tasarı, düşünce olarak form

he3

c) Karikatüristin kendisi

he4

d) Karikatüristin yaratmak istediği şey (ironi, gülmece, vb)

Yugoslav sanatçı Ivan Haramija’nın bu karikatürüyle vermek istediği şey;

Dil öylesine bir şeydir ki, insanı fiilen sopayla dövmekten de beter eder. Böyle   keskin ve acımasız diller(konuşanlar) karşında insanlar sopayla dayak  yemekten de kötü olur….”

Bu örnek çizgide karikatürist, düşünüleni alay amacı güderek tersine bir

ifadeyle anlatır.

Relatif(göreceli) olan bu madde ve form arasındaki ilişkiye, dizilimler şeklinde farklı açılardan bakalım.

Bir eğitim sisteminde bu karikatürü araç olarak kullanmak istersek;

Yukarıdaki karikatür çizgi için formdur, ama derste- öğrenim aşamasında kullanılırsa madde olur.

Bu açıklamalardan sonra şöyle diyebiliriz; karikatür kendi formundan yola çıkarak kendi maddesini yaratmakla kalmaz. Karikatürü her yorumlayan, kendisi yeni formlar oluşturur. Bu formlar da farklı maddeler olarak ortaya çıkar.

Bir oluş’um olan karikatürü siyasi erk genellikle bir tehlike olarak görür.

Düşünenlere göreyse bu, yeni bir ufuk açma maddesine (Oluş’um) döner.

Bu oluş, diğer sanat dallarına da kayar. Öykü, roman, şiir, resim, oyun, vb…. ortaya çıkar.

Kaynaklar:

  1. Felsefeye Giriş, Varlık Felsefesi, Prof. Dr. Mustafa Ergün, www.egitim.aku.edu.tr/varlikfelsefesi.pdf
  2. Poetika, Aristoteles, Çev. İsmail Tunalı, Remzi Kitabevi, 1983 İstanbul
  3. Herkes İçin Felsefe, Descarte, Richard Osborne
  4. Felsefe Tarihi 1(Liseler İçin), Emine Yamanlar, Ders Kitapları Anonim Şirketi, 1996 İstanbul
  5. 100 Soruoa Felsefe El Kitabı 3. Bas., Selâhattin Hilâv,  Gerçek Yayınevi Ocak 1981 İstanbul
  6. Felsefe ve Sanat, Şahin Yenişehirlioğlu, Dayanışma Yayınları, Kasım 1982 Ankara

*İzmir Büyükşehir Belediyesi, Karikatürcüler Derneği İzmir Temsilciliği ve Edebiyatçılar Derneği İzmir Temsilciliği’nin 25-26 Aralık 2009 tarihleri arasında ortaklaşa düzenlediği “Karikatür ve Felsefe Günleri”ndeki panelde sunulan yazıdır.

GÖRSELLİKTE TERSİNLENEN DÜŞÜNCE: KARİKATÜR

14 Ekim 2009 Yazan oburmizah  
Kategori hasan efe, yazarlar

hasane

GÖRSELLİKTE TERSİNLENEN DÜŞÜNCE: KARİKATÜR

Görsellik kavramı bir genelleme olmasına karşın “düşünce” ile içselleştiğinde anlam alanı daraltmış olur, ki bu da “karikatürü” karşılar kuşkusuz. Çünkü karikatürü oluşturan unsurların içinde çizgiden sonra ilk öne çıkan “düşünce”dir.

Resim, fotoğraf, ebru…vb sanatların yanı sıra üç boyutlu olanları da göz önüne alırsak “görselliğin” alanını genişletebiliriz.

Yazımızı “karikatür sanatı” üzerinde daraltarak sürdüreceğiz.

Tüm sanatlarda olduğu gibi, sanatçı iç tepilerini dışa yansıtma sürecinde tinsel, özdeksel birikimlerini değişik formlarda şekillendirirken yaşamsal çevrimin kendisine yansıyanlarını “düşsel” ve “düşünsel” olarak alıcıya aktarır.

Böyle bir işleyişi belirgin olarak karikatür sanatçılarında görürüz.

Karikatür sanatçısı görselliği verirken resim ve grafik sanatının (diğer sanat kolları da olabilir) tüm olanaklarından yararlanır. Çalışma alanında  “düşsel” yansımanın somutlanmasını oluştururken; çizgi, renk, montaj, kolaj, gölge, tram…gibi unsurları bir “bütünlükte” toplar. Bu da karikatür kompozisyonunun bir aşamasıdır.

Sanatçının bu olanakları kullanması ona bir esneklik kazandırır. Böylece  o, “özgür işleme” sürecinde “düşünce” arenasındaki  yaratıcılığını sonsuzlaştırır.

Bu aşamalardan sonra ortaya çıkan ürün (karikatür) alıcı ve verici kanallar arasındaki işlerlikten başka bir şey değildir.

Bu iletişim olanaklarının ortaya koyduğu “dönüt” ile, sanatçı arasında “gizil” bir bağlantı olduğu kaçınılmazdır. Bu da görselliğin “tersinlenerek”  “düşüncede” kendini bulmasıdır. Daha basit bir söyleyişle, verilmek istenen iletinin çarpıtılarak ya da abartılarak veya nesnenin ve öznenin “öz” üzerinden büyütülerek-küçültülerek verilmesidir, denebilir. Burada   söz konusu olan “öz” iletilmek istenilen “düşünce”nin temelidir.

Görsellik ne şekilde ortaya konursa konsun asıl olan “öz”dür.

Karikatür sanatı, kendi kavramı gereği görselliği genellikle tersinlediği için içindeki düşünce unsurunu ip uçları vererek alıcıda bir işlerlik kazanır. Bu işlerlik de “düşünceden” başka bir şey olamaz.

Düşüncenin böyle bir dönüşümle alıcıya ulaşması onda; gülme, kahkaha, tebessüm, öfke, kızma, ders çıkarma, öğrenme…şeklinde algı sonuçlarını ortaya çıkarır.

Bunu şöyle formüle edelim.

heyazi

KARİKATÜR +ALICI   =   DÜŞÜNME  ®  TERSİNLEME / GÜLME…vb

Yukarıdaki simgelerle oluşturduğumuz bu formülle alıcı (karikatüre bakan kişi), karikatürdeki görsel bütünlüğü algıladıktan sonra bunun üzerinde bir düşünce yürütür, bu süreçte tersinleme de başlar.

Görsellikteki bütünlükten çıkan bu “ileti özü” düşüncenin aslını oluşturarak  gülme…vb şeklinde sonlanır.