AKLA KARA: YÜREKTE YARA
02 Mart 2010 Yazan oburmizah
Kategori erhan tığlı, yazarlar
Ampulle ortaya çıktılar
Karanlık sundular…
Aydınlanacağını sanan gafiller
Geçmişi mumla arar oldular
Verilen sadakalarla avundular…
Sömürüye soyguna paydos diye
Ortalığı ayağa kaldırdılar
Kalktık, yerimize oturdular!
Bir değişme masalı tutturdular
Karayı ak diye yutturdular
Kadınları çarşafa doladılar
Seçmeni kömür tozuna buladılar…
KANAMALI BİR TOPLUM İÇİN KAN ARANIYOR…
29 Ocak 2010 Yazan oburmizah
Kategori erhan tığlı, yazarlar
Gazetelerden kan sızıyor
Ekranlar kanlı
Kan gövdeyi götürüyor
Yollar kan gölü yollar kan revan
Kan denizi dinlemiyor aman
Kanlı gözyaşları döküyoruz çaresizliğimize
Kan oturmuş gözlerimize…
Nereye saklayacağımızı bilemiyoruz kanlı ellerimizi
Dinmiyor hiç umduğumuz dağlara yağan kar
Bitmiyor sağımızdaki solumuzdaki uçurumlar
Çenemize kadar kana battık
Her taraf kan içinde ama
Bulunamıyor bir türlü toplumu sağlığa kavuşturacak kan…
KAN vermek isteyenlerin insaniyet namına
ERDEM hastanesine başvurmaları rica olunur.
BU GECE YILBAŞI
30 Aralık 2009 Yazan oburmizah
Kategori erhan tığlı, yazarlar

Bu gece yılbaşı gülüm, bu gece yılbaşı
Eğlenirken tuzu kurular
Vur patlasın çal oynasın
Gazinolarda, barlarda, turistik otellerde
Biz gariplerin piyangosuna ikramiye
Umududur ekmeği aşı…
Onlar yudumlarken içkilerini Boğaz’a karşı
Çalınır bizim özlemlerimize
Cenaze marşı…
***
Bu gece yılbaşı gülüm, bu gece yılbaşı
Kurulmuş et pazarı, kalabalık çarşı
Sosyetik Leyla çıkmış piyasaya
Arabaları beyleri görünce
Oynuyor gözü kaşı
Yayalara bakışı ise azıcık şaşı!
***
Bu gece yılbaşı gülüm, bu gece yılbaşı
Bir yıl daha arttı hepimizin yaşı
Ama kiminin baharken dağı taşı
Karlar kapladı bizim çileli başı.
Bu gece yılbaşı gülüm!
Ne zaman gelirse gelsin ölüm kalleşi
Sönmez hep yanar içimde aşk ateşi.
FENER NASIL TUTULUR?
15 Kasım 2009 Yazan oburmizah
Kategori erhan tığlı, yazarlar

Elektrikler şimdiki gibi yaygınlaşmadan önce fener kullanırdı insanlar. Fener gene kullanılıyor ama eskisi kadar sık değil. Fenerler çeşitlidir: Gemici feneri, el feneri, Japon feneri… Bayramlarda fener alayları düzenlenir, gemilere yol gösteren deniz fenerleri olmasaydı birçok gemi kayalara çarpıp batardı. Kimi düşünürler sanatın da deniz feneri gibi olmasını öngörmüşlerdir. Avrupa’da genelevler kırmızı fenerlidirler! Din sömürücüleri yeşil fener kullanıyorlar. “Ben bir yeşil fenerim” diye başlayan türkümüzden yararlanarak bu fener için şöyle yazdım: “Ben bir yeşil fenerim/ Yoksulları çok severim(!)/ Din iman diye diye/ Sırtlarına binerim.” Ünlü spor kulübümüz Fenerbahçe adını o semtte bulunan deniz fenerinden almıştır. Çocukluğumuzda, Fenerbahçe’yi tutan arkadaşlarımızla, “Fener, dünyayı yener; Beşiktaş’a gelince püf diye söner” diye alay ederdik. Bir de Deniz Feneri çıktı karşımıza. Yolsuzluklar ayyuka çıktı, acı biber doğradı tatlı aşımıza.
Bu fenerle ilgili bir taşlamamı düşünce ve duygularınıza fener tutar umuduyla ilginize sunuyorum :
Bu fener başkadır başka
Ancak yandaşlarıyla gelir aşka
Her fenerin ampulü var
Çevresine ışık saçar
Bu fenerin ışığı
Eşini dostunu aydınlatır da
Bize karanlık sunar!
Diyojen, güpegündüz elinde bir fenerle dolaşırmış. Ne aradığını soranlara da, “İnsan arıyorum” diye cevap verirmiş. Bulabilmiş mi acaba? Bilen varsa haber versin…
Eskiden yollarda ışık olmadığı için geceleri ellerinde fenerle dolaşırlarmış gece yolcuları. Belki bu yüzden; sarhoşlara, evinin yolunu bulamayanlara, “feneri nerede söndürdün?” diye sorulur. Aydın kişiler deniz fenerlerine benzerler; deniz feneri gibi başkalarına yol gösterir, ışık tutarlar ama ışıklarının kendilerine pek faydası olmaz!
Gelin şimdi de fenerli birkaç fıkra anlatalım size.
İki deli akıl hastanesinden kaçmaya karar vermişler. Biri, “Kaçmamız için güzel bir yol buldum” diye konuşmuş. “Bir el feneri geçirdim elime. Gece onu duvara tutacağım. Sen onun ışığına tutunarak duvara tırmanacaksın. Sonra o ışığı bana tutacaksın, ben çıkacağım yukarıya. Oradan da dışarı atlayıp kaçacağız.”
Öbür deli kızmış, “Bana bak, demiş. Deliysek o kadar da deli değiliz. Olmaz bu iş!”
Arkadaşı merakla, “Niye olmazmış?” diye sormuş.
Deli, başını sallamış, “Ya tam ben duvarın ortasındayken fenerin ışığını söndürüverirsen ne olacak? Bu riski göze alamam ben.”
***
Köylüyle kentli yolda gidiyorlarmış. Köylü sigarasını yakmak için ateş istemiş. Kentli elindeki el fenerini yakarak, “Al sana ateş. Sigaranı buradan yak” demiş.
Köylü itiraz etmemiş, fenerin ışığıyla sigarasını yakmaya çalışmış. Kentli bıyık altından gülerek, “Kandırdım enayiyi. El fenerinin ışığıyla sigarasını yakacağını sandı” diye mırıldanmış. Öte yandan köylü de, “Fenerinin pilini bitireceğim bu gidişle, haberi yok” diye kıs kıs gülüyormuş. Ava giden avlanır diye boşuna dememişler!
Kimi politikacılar vatandaşa fener tutacaklarını söyleyerek başa geçerler ama koltuğa kodamanların para yardımlarıyla oturdukları için, onların vatandaşı iyi becermesine ve işlerini iyi görmelerine yardım ederler, vatandaşı ise karanlıkta bırakırlar…
Yaşlı bir efendiyle genç uşağı yolda gidiyorlarmış. Uşağın elinde bir fener varmış. Yolları bir ahıra düşmüş. Efendisi uşağına, “geceyi burada geçirelim. Yolumuza sabahleyin devam ederiz. Yoruldum” demiş. İçeri girince orada genç ve güzel bir kızla karşılaşmışlar. Kız iyi giyimli kişileri karşısında görünce sevinmiş. Zaten çoktan beri erkeksizlikten bunaldığı için efendinin sevişme isteğini kabul etmiş. Uşak fener tutmuş, efendi kızı becermeye çalışmış ama hem yaşlı hem de yorgun olduğu için başarılı olamamış. Ayağa kalkarak feneri kendisine vermesini söylemiş, “Şu işi bir de sen yap görelim” demiş. Uşak kızı memnun edince efendi kükremiş; “Bak, gördün mü, fener böyle tutulur işte!”
Böyle işte! Bütün hüner fener tutmakta; bu dünyada fener tutmasını iyi bileceksin, yoksa işin iş, yolunda gitmez yaptığın alışveriş. Çiğ kalma, hadi git de biraz piş!
SANATLI ve KANATLI SÖZLER
14 Ekim 2009 Yazan oburmizah
Kategori erhan tığlı, yazarlar

SANATLI ve KANATLI SÖZLER
Sanat: Doğruya, iyiye, güzele koşan at.
Sanat: Monotonluktan kurtarır insanı, duygu ve düşüncelerimize takar kanat.
Sanat: Gözümüze gönlümüze heyecan ve can verir, ruhumuza da tat…
Sanat: Sevenler onunla eder rahat, sevgisizleri eder mat.
Sanat: Yüzyıllar öncesinde yapılmış olsa bile asla olamaz bayat.
Sanat: Bencilliğe, çıkarcılığa meydan okur; erdem ve özveriyle büyür iki kat.
Sanat: Eğer edilirse sanatta inat ve sebat, götürür bizi mutluluğa son sürat.
Sanat: Resim, müzik, mimarlık, tiyatro, edebiyat… Değildir yan gel yat ya da uydur
uydur da at; böyle düşünenlerin ya kendileri ya da düşünceleri sakat.
Sanat: Sımsıkı sarıl boynuna, tut elini iyice; ondan aldığın güçle kötülüğü, çirkinliği
kaldır, at!
ÇOK KOMİK BİR GÜNDÜ…
14 Ekim 2009 Yazan oburmizah
Kategori erhan tığlı, yazarlar

ÇOK KOMİK BİR GÜNDÜ…
Sabahleyin uyandım. İçimde nedenini bilemediğim bir esenlik vardı. Üşümedim, yanmadım. Cama dayanmadım, cam kırılmadı, kana boyanmadım. Dışarıda şiirsel bir hava vardı. Dün gökyüzünü boydan boya kaplayan kara bulutlar dağılmıştı. Mavilikler insanın içini açıyor, güneş gelinlik bir kız gibi gülümsüyor, parıldıyordu. Türkü söyleyerek kalktım. Elimi yüzümü yıkayıp sofraya oturdum. Kahvaltı hemen önüme geldi. Zeytin, peynir, reçel, bal… her şey tamamdı. Sadece kuş sütü eksikti. Apartman komşularımız kavga, gürültü etmiyorlardı nedense. Dudak bükerek giyindim. Hazırlanıp sokağa çıktım. Her taraf tertemizdi. Etrafta bir gram bile çöp görülmüyordu. Kirlilikten eser yoktu çevrede. Çiçekler açmış, ağaçlar yeşilliğe bürünmüşlerdi. Herkes gülümseyerek birbirine günaydın diyordu. Arabalar kaldırımlara park etmemişlerdi. Yol üstündeki kıraathanede kimse okey, tavla gibi oyunlar oynamıyor, sigara içmiyordu. Müşterilerin hepsi de gazete, dergi, kitap okuyorlardı.
Bu duruma o kadar şaşırdım ki, dalgınlıkla birine çarptım. Çarptığım kişi yüzüme dövecekmiş gibi bakmadı, benden önce özür diledi. “pardon” dedim. “pardon çıkalı eşeklik arttı. Önüne baksana ayı” demedi. Bu kadarı da olamazdı. Biri bana şaka yapıyordu herhalde… Hayret ve şaşkınlıkla kaldırımdan aşağı inmişim farkında olmadan. Karşıdan gelen taksiyi göremedim. Neredeyse arabanın altında kalıyordum. Sürücü, “Arabanın altında kalıp geberdiğine yanmam. Seni adamdan sayarlar, ona yanarım. Dağda mı geziyorsun be?” demedi. “Bir yerinize bir şey olmadı ya? İsterseniz sizi gideceğiniz yere kadar götüreyim” dedi. Teşekkür ettim. Biraz yürümek, bu güzelliğin tadını çıkarmak istediğimi belirttim.
Daireye biraz geç kaldım ama patron kızmadı, anlayışla karşıladı, azarlamadı. Gülerek maaşlarımıza zam yapacağını söyledi. Bu zammı daha önce yapmadığı için özür diledi. Ev sahibi de kiraya zam yapmayacaktı zaten. Büyü bozulmasın diye dua ederek gazetelere göz attım. Enflasyon sıfıra inmişti. Hiçbir eşyanın, malın fiyatı artmamıştı. Hele anarşi, terör, cinayet haberlerini göremeyince gözlerim fal taşı gibi açıldı. Hayret, politikacılar atışmamışlar, söz düellosu yapmamışlardı! Her gün bir cevher yumurtlayan, medya maymunu yıldızcıklar, sanat için soyunmamışlar, birbirleriyle çekişmemişlerdi. Rüya Kaşar, gene abuk sabuk laflar etmemiş, gazetelerin baş köşesine kurulmamıştı. Kendisi her nasılsa ağzını açmadığı gibi, eski kocası, kardeşi, annesi her çorbaya maydanoz olmaya kalkmamışlardı. Futbol maçlarında hiç olay çıkmamıştı. Fanatikler kol kola girip şarkılar söylüyorlardı…
Yoo! Bu kadarı da olamazdı. Biri benimle dalga geçiyordu muhakkak. Hele televizyonda kavgasız dövüşsüz, kansız, cinayetsiz diziler başladığını duyunca iyice zıvanadan çıktım. Ben böyle anormal şeylere alışkın değildim. Yadırgamıştım bütün bunları. Bu ne renksiz, heyecansız hayattı böyle! “Yeter be!” diye bağırdım. Karım, “Sabah sabah niye bağırıyorsun, hayrola, ne var, ne oldu?” diye homurdandı. Bir de baktım ki, daha yataktayım. Hava bulutluydu. Komşular sabah kavgalarına başlamışlardı. Kapıları çarpıyorlar, bağırıp çağırıyorlardı her zamanki gibi. Gazetelerden kan sızıyordu. Pencereyi açtım. Hava kirliliği, gürültü patırtı yüzüme tokat gibi çarptı, beni kendime getirdi. Derin bir oh çektim. Çok şükür, deminki sinir bozucu sessizlik sona ermiş, hayat normale dönmüştü!
Keyifle bir küfür savurdum. Acı bir gülüşle, kendi kendime söylenerek giyinip ayaküstü bir şeyler atıştırdıktan sonra sabırsızlıkla sokağa fırladım. Kirlilik, çirkinlik, kötülük, kollarını açıp bağırlarına bastılar; “Sen bizsiz, biz sensiz yapamayız, hoş geldin, nerelerdeydin, özlettin kendini” dediler. Yolumu gözleyen bencillikle çıkarcılığa selam vererek, alıştığım cehennemin içine daldım.
DİLDEKİ SİVİLCE
14 Ekim 2009 Yazan oburmizah
Kategori erhan tığlı, yazarlar

DİLDEKİ SİVİLCE
Bahçelerde börülce
Dilde çıktı sivilce
Amerika’dayım sandım
Yaban sözleri duyunca.
***
Bahçelerde börülce
Gezer gelin görümce
AB’ye girdik sandım
Çarşı pazara gidince.
***
Bahçelerde börülce
Çoğalıyor sivilce
Cinler tepeme çıktı
Bebekler “bay bay” deyince!
ÇUVALLI MİZAH
14 Ekim 2009 Yazan oburmizah
Kategori erhan tığlı, yazarlar

ÇUVALLI MİZAH
Mizah çuvala sığmaz, sığsaydı mizah olmazdı…
***
Mizah kendini çuvala sokmak isteyenlerin başına çalar çuvallarını
Dinlemez oy avcılarının mavallarını
Herkese sürü gözüyle bakanların kavallarını…
***
Çuvallayanlar mizahçılara düşmandır.
***
Çuval giyse yakışır güzel mizaha
Taşı gediğine oturt; hacet kalmasın izaha.
***
Şeytan madrabazla çuvala girdi
Ama dayanamayıp dışarı çıktı
Orada politikacıyı görünce
Tekrar içeri daldı…
ÇEVRE KATİLLERİNE
14 Ekim 2009 Yazan oburmizah
Kategori erhan tığlı, yazarlar

ÇEVRE KATİLLERİNE
Kirletip durursanız böyle acımasızca
Havayı suyu toprağı
Ve de çam bırakmazsanız
Devire devire
Hain ellerinizin kurbanı olursa
Gül gülüşlü çevre
Hasret kalırız maviye yeşile
Ciğerlerimiz döner kevgire
Yayılır her yere habis ur
Hepimiz kaldırılırız revire
Bulamaz derdimize çare
Lokman Hekim bile…
BAKIŞLAR NE SÖYLÜYOR?
14 Ekim 2009 Yazan oburmizah
Kategori erhan tığlı, yazarlar

BAKIŞLAR NE SÖYLÜYOR?
Bakış…
Gönülden gönüle akış
Bakış…
Güzelliğe alkış
Bakış…
Eder sözlerle yarış
Bakış…
Aradaki buzları eritmek için ateş yakış
Bakış…
Limandan kalkış, enginlere dalış
Bakış…
Yerine göre bahar ya da kara kış
Bakış…
Yakaya karanfil, gül takış
Bakış…
İlişkilere çivi çakış
Bakış…
Dostlarla barış, düşmanlara taş atış!






(5,00 puan, toplam 5)