AZ KULLANILMIŞ KADINLAR-ERKEKLER
19 Haziran 2010 Yazan oburmizah
Kategori abdullah yılmaz, yazarlar
Gazeteyi açıp araba satışını içeren ilanlara göz attığınızda “Doktordan, subaydan, öğretmenden, hemşireden, ev hanımından” gibi ibarelere rastlarız. Bu, az kullanılmış nam-ı diğer “Az müstamel” anlamına geliyor. Doktor, hemşire, ev hanımının işi-gücü çok da arabaya binecek zamanları olmamış ya da onlar daha dikkatli kullanıyorlarmış, hiç gezip tozmamışlar, araba garajda alıcı bekliyor sanki..
Son zamanlarda ikinci el arabalardan esinlenerek ikinci el erkekler gündem oluşturdu kadınlar arasında. Boşanmış ve kırklı yaşları geçmiş her erkek bu kategoriye giriyor. Şarkıcı kızımız Pınar Aylin ikinci el erkek aradığını söyleyince çarşı karıştı, kadın köşeciler hemen zıpladılar, vay sen misin bunu söyleyen gibilerden. Sıfır km. varken ikinci el arabaya binmeye ne gerek varmış da, bu tür erkeklerin nasıl kötü olduğunu, uğraşılması zor birileri olduğunu filan anlatıp erkek kısmını bunalıma soktular günlerce. Bunu yazanlar da feminist gurubun önde gelenleri elbette. Fakat bir erkek köşeci çıkıp da “Sıfır km. varken ikinci el bisiklete bineceğime el arabasına binerim” demedi, diyemedi nedense..
Aslında yapılan araştırmalara göre; kadınlar kopyacılıktan hareketle ikinci el erkeğin denenmiş, bir kadına nasıl davranması gerektiğini bilen, kadına kadın olduğunu hissettiren biri olması, sıfır km. erkeklerin her gördüğünü “Hayatının kadını” sandığını, bir süre sonra yaşamına başka hayatının kadını ya da kadınları girebileceğini, bilim bile kanıtlamış. Bu durumda az kullanılmış kategorisine giren ikinci el erkekler sıfır km. erkeklere göre avantajlı görünüyor. Peki, az kullanılmış-az müstamel kadınlar? Buna değinen yok.. Köşeci kadınlara “Sıkıysa ikinci el kadınları yaz!” diyen okuyucularına “Yazar mıyım, salak mıyım ben?” diye yanıt verebiliyorlar. Biz erkekler ise “Mal meydanda” hesabıyla her şeyimizi ortaya döküyoruz..
İkinci el durumunda biri olarak ve tecrübelerime dayanarak şunu söyleyebilirim ikinci el kadınlar hakkında. Her kadının unutmak istediği en az bir kişi vardır. Özellikle de elinde yüzük varsa uzak durmak gerekir ki, yüzük unutamadığı erkeği olduğunu hatta resmen ayrılmamış da olabileceği, o erkeği boynuzlayarak intikam alma duygusu ile yaklaşım gösterebileceği unutulmamalıdır. Erkekler yaşadığı ilişkiyi ciddiye aldığında kadının km.sine de bakar. Yani birlikte olduğu erkek sayısı.. Üçten-beşten fazlaysa çarpık ya da vuruk araba kategorisine sokar ve ”Doktordan temiz” olanını arar. Ancak çarpığı ve vuruğu olmayanı, model değiştirmediği sürece eski sahibi niye bıraksın? durumu da söz konusu oluyor. Kadın da durduk yerde “Aşkım sen altıncısın, senden önceki de subaydı” veya “doktordu” demeyecektir herhalde. Zaten böyle tipler sürüş testinde kendini belli eder. İki akşam yemeğe çıkarın ve değeri olmayan bir hediye alın, mutlu olmazsa ya da mutlu olmamasına karşın mutlu oluyormuş gibi yaparsa uzak durun. Kilometre, kaporta, ruhsat hiç önemli değil.. Bu arada kendilerini ikinci el olarak düşünen kadınlara şunu da söyleyeyim. İnanın, sıfır km.ler ikinci el erkeklere sizlerden çok daha fazla ilgi gösteriyorlar..
Aslında her kadın şöyle ya da böyle istediği aşk hayatını yaşıyor. O bakımdan tüm bunlardan önce ikinci el sevdalara dikkat etmek gerekiyor. Her şey yolundayken ve iki taraf da birbirini delice sevmişken, “az”la mutlu olmak yerine “çok”u bulup ikinci el sevda ile değişebiliyorsa güven bunalımı yaşanmaya başlanıyor ve sonu hüsranla bitiyor. Bu kalınlıkta bir yaşamı tercih edenlere duyurulur.
ANANIN ADI (!)
07 Şubat 2010 Yazan oburmizah
Kategori abdullah yılmaz, yazarlar
Rotterdam Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre insanlar, içinde küfür geçen konuşmalara ya da yazılara daha çok inanıyorlarmış. Yani konuşurken ortalığa da olsa küfürlü kelimeler kullanırsanız daha bir inandırıcı oluyormuş. Araştırmada bir suçlunun içinde küfür dolu bir ifadesi ile küfürden arındırılmış ifadesi öğrencilere dağıtılmış, küfürlü ifade daha inandırıcı ve akla yatkın bulunmuş. Uzmanlara göre bunun nedeni küfürlü konuşan birinin daha içten konuştuğuna ve işin içine duygularını da kattığına inanıldığı için küfürlü konuşan kişiyle daha kolay ve sağlam bağ kurulabiliyormuş. Buyurun bakalım!.. Daha önce de yazdım; Köylü kısmının imlâ kılavuzu küfürdür. Temsil virgül kullanılması gerektiğinde “gaktığım, gömdüğüm” gibi sözcükler kullanılır. Nokta için ise “sokarım” ya da “çakarım” sözcükleri uygun düşüyor. Ancak söz, uzun sürecek olursa ve illâki noktalı virgül gerekirse “Diktiğimin” türünden bir sözcük yeterli oluyor. (Bu arada “d” yerine isterseniz “s” harfini kullanabilirsiniz) Ayraç gerekirse “sözüm yabana”, ünlem için de “Ananın adı” (Siz burada yine”d” harfi yerine “m” kullanırsanız, cümle daha bir anlamlı oluyor) gibi sözcükler, imlâ kılavuzunda kullanılan önemli işaretler için yeterli olduğundan inandırıcı da oluyor.
Köyün birinde Cuma namazı için camiye gitmiştik bir kaç kişi yıllar öncesi. Önümüzden giren 4-5 kişilik bir gurup onlardan önce girip oturan ve arkadaşları olan bir guruba “Oraya mı ottunuz len ..na goduklarım, hadi ..na goyim biz de şu bızalığa oturalım”.. (Yeni doğmuş ineğin yavrusunun sürekli süt emmemesi ve öttürmemesi (ishal) için etrafı çevrili bir yere kapanır. Bu yere de Buzağılık dendiğinden, camide etrafı çevrili müezzin için ayrılan yer kastediliyor).. Bu durumda küfürlü yaklaşım, samimi (!) bir davranış biçimi olduğundan camide abdestin bozulmuş olması ya da sünmesinin düşünülmesi söz konusu olamaz..
Köylük yerde karı-koca arasında didişme hiç eksik olmaz. Özellikle de erkeklerin ağzından küfür eksik olmadığı içindir. Temsil kümese girmemekte direnen tavuğa “..na gömdüğüm tavuğu, yakalarsam ananın ..na çakarım kendini tencerede bulursun” diye cayırtıyı koparan adama karısından yanıt gecikmez; “Sokmaya gomaya ermiyesice de sokmadan gidesicenin adamı..” Adam daha da sinirlenir “Senin de..na dayarım, benim gafamın tasını attırma!” .. Kadın biraz sinmiş gibi görünse de altta kalmaz “Kökünden gopsun inşallah!”der. Sonra biraz düşününce bedduasının tutmasından korkarak tövbe getirip günah çıkarır..
Küfür olayı elbette sadece kırsal kesimde değil, kentlerde de alabildiğince gidiyor. Bir defasında İzmir’de Kızılay Mahallesi’nde oturan Roman kadınlarının kavgasına tanık olmuştum tesadüfen. Çocukların kavgası yüzünden birbirine giren kadınlar ihaleyi kocalarına çıkartıyorlardı. Kadının biri diğerine; “Akşam kocam gelsin de seni şeyetsin, orospu gacı” deyip üstünlük sağladığını düşünürken, karşıdaki kadın; “Şeyetsin de karı görsün” dedi. Doğrusu şapka çıkarılacak, muhatabını kıç üstü oturtan bir laf etmişti.
Belki diyeceksiniz ki ulus olarak sadece biz mi küfürlü konuşuyoruz. Hayır. İngilizce konuşan ülkeleri bilemem ama Almanca ve Slav kökenli dillere mensup ülkelerin küfürlerini iyi bilirim. Özellikle Slav kökenli ülkeler. Bu konuda bizi iki defa katlar üzerimize elbise bile dikerler. Onlarda erkekler tamam da, kadınlar – kızlar da sokma fiilini gerçekleştiren alet sahibi olmamalarına karşın erkek gibi küfrederler. Siyasetçiler bile televizyonlarda çatır-çatır küfrederler konuşurlarken. Birkaç yıl önce Makedonya’da “Cafana” dedikleri alkollü içeceklerin de satıldığı bir cafede otururken içeriye çingene bir kadın girmişti dilenmek için. Mıy mıy mıy’lı sesiyle para isterken cafede bulunan yaklaşık 30 kişinin aynı anda kafalarını kadına çevirip koro halinde ”Piçku materinu” (Ananın adı demeye geliyor) dediklerini duyduğumda donup kalmıştım.
Bosna’da bir Kadir Gecesi’nde bulunduğum köyün camisine ibadetlerinden çok mevlüt okunacağını duyduğum için gitmiştim. İçeride yaklaşık 150 kişi vardı, ancak yaklaşık elli kadarı erkek kalanı genç kız ve kadınlardı. Mevlüt, anlamadıkları halde (Tıpkı bizim Arapça anlamayıp dinlediğimiz gibi) Türkçe okunuyordu. Kimi bölümler kendi dillerindeydi. Ancak kadınlar bizdeki gibi üst katta olmalarına karşın öyle perde filan yoktu ve onlar arasında konuşmalar, gülüşmeler oluyordu zaman zaman. Sanki camide değil altın günü veya konken partisi yapan kadınların bulunduğu evdeki gibi rahattılar. Örtünme de bizdeki gibi sıkı değildi. Kimi kısa kol giymiş kimi başını yarı örtmüş gibi.. Cemaate dönük mevlüt okuyan imam bir yandan mevlüt okuyor, diğer yandan gürültü yapan kadınları gözlüyordu. Bir ara mevlüt okumayı bırakıp ayağa kalktı ve kendi dillerinde “Bir daha gülün ve konuşun hepinizin ..na koyar, sizi dışarı atarım” deyince tek bir ses çıkmadı ve imam mevlüte kaldığı yerden devam etti.
Bu, küfürlü konuşmanın inandırıcı oluşuna güzel bir örnektir.
TEZE YİLİNİZİ GUTLAYAARİM
30 Aralık 2009 Yazan oburmizah
Kategori abdullah yılmaz, yazarlar
Yeni yıl nedeniyle her ülkenin kendi dilinde yeni yıl kutlamaları yapılır. Türk kökenli ülkelerin de yeni yıl kutlamaları bir başka oluyor.. Onlardan kimi örnekler verelim öncelikle..
Karikatürlerinizle, yazılarınızla nur yüzlü başbakanınızı alaya almanın cezasını öbür dünyada cayır cayır yanarak ödeyeceksiniz. Külli taviline min-el ahmagun (Hepiniz ahmaksınız demek istiyor herhal)
Gitmeye görmeye ermeyesice de gitmeden göresicenin oğlu.. İlahi rabbım domala gal!. Hani bu yılbaşında evde olacaktın?
Yeni yılda geçmiş yıllardaki gibi başarılarınızın devamını diliyor, binaenaleyh şahsınızda ekibinizi münasip yerlerinden öpüyorum.
Allah islah etsin!..
Sığırlar Kıraathanesi olaraktan yeni yılınızı kutlamıyorum. Sana küstüm artıkın. Çünküm bana pinti dedin..
Kayınbabamı dinden çıkardın, kayınoğlanı kötü yola düşürdün, baldızımı kafesleyip yüzüstü bıraktın, benim ahlakımı bozdun, ben seni karıma dövdürtmez miyim?..
Kış dönemi çalışmalarımı Arabistan Yarımadası’nda sürdüreceğimden yeni yıl partinize katılamayacağımı üzülerek belirtir, yeni yılın hayırlara vesile olmasını Allah’dan niyaz ederim.
“…mızı önce rozet yapıp yakaya taktılar, sonra münasip bir yere sokulması bizi derinden yaralamıştır. “…” siyasetçiler, “…” konusunda liderlerini uyarmalılar. Yoksa “…” olur, daha derin yaralar açar.. “
EN BÜYÜK ASKER BİZİM ASKER
06 Aralık 2009 Yazan oburmizah
Kategori abdullah yılmaz, yazarlar

Otogara geldiğimde otobüse binmek için beklerken, bir bağırtı bir cayırtı “Ulan ne oluyor?” demeye kalmadan arkama dönüp baktım; önde tipleri birbirine uymayan, hani bir sepetteki elma, armut, şeftali, erik karışımı gibi beş-altı genç, hemen arkalarında iri kıyım birinin omuzlarında bir genç elinde bayrak, hep bir ağızdan “En büyük asker bizim asker” diye naralanırlarken, inceden “İndim dereye taş bulamadım” türküsünün melodileri klarnetten dökülüyor, iki darbukacı da bu müziğe eşlik ediyorlardı. Kesilecek koyun gibi sağa-sola melül melül bakan asker adayı genci birkaç kez havaya atıp hoplatıp zıplattılar ve yere indirip çiftetelliden başlayıp mastikadan çıkacaklardı ki, karşıdan başka bir gurup “Çayırda buldum seni” müziğini çalan davul zurna eşliğinde hemen yanlarındaki perona geldiler. İki gurubun arasında beş metre var, yok.. Her iki gurup da maçlardaki taraftarlar gibi birbirlerinin seslerini bastırabilmek amacıyla olanca güçleriyle bağırıyorlardı “En büyük asker, bizim asker”.. Bu arada karşı gurubun gençlerinden biri kızmış olacak ki, sol eliyle sağ bileğini kavrayarak, baş parmağını işaret ve orta parmağının arasına soktu ve yumruğunu birkaç kez salladı “Naaahhh, sizinki büyük, bizimki daha büyük” dedi, bu defa yandaki gençler çok kızdılar ve hep birlikte mukabil harekette bulunup “Naahhh sizinki..” diye naralandılar. Aralarında bulunan birkaç genç kız da elleriyle bacaklarından birini kavrayıp daha da büyük bir şey gösteriyorlarmışcasına ciyakladılar ve ortalık karıştı. Oralarda gezinen birkaç inzibat ve polisler ayıptır-gayıptır diyerekten iki gurup arasındaki kavgayı ayırdılar. Her şey süt liman oldu derken yırtık dondan çıkarcasına orta kapıdan iyi giyimli burma bıyıklı biri önde, bu adamın yalınayakları oldukları her hallerinden belli olan beş iri kıyım genç arkada, onların arkalarında cümbüş, keman, klarnet ve darbukadan oluşan saz topluluğu “Bıyıklarımı sürsem nerelerine” türküsünün müziği eşliğinde “En böyük ağa, başka böyük yok” naraları ile iki gurubun yanındaki perona geldiler. Onlar da ağalarını uğurluyorlardı her nereye gidiyorsa..
Düşünün üç ayrı gurup, üç ayrı saz topluluğu ve üç ayrı müzik ve “En büyük asker bizim asker”, “Bizim ki daha büyük”, “En böyük ağa, başka böyük yok” sesleri..
Bu çalgıcı takımı da bağlı oldukları guruba yalakalık olsun diye seslerini daha iyi duyurabilmek için olanca güçleriyle klarnetlerine, zurnalarına üflüyorlar, darbukalara, davullara vuruyorlar damba da dam, damba da dam..
Otobüse bindiğimde kulaklarımda her üç müziğin karışımı “İndim çayıra taş gibi memelerine sürsem nerelerimi” müzik çorbası ve “ En büyük asker, bizim ağa” salatası, yol boyunca bana eşlik etti..
BAYRAM GELDİ NEYİME
03 Aralık 2009 Yazan oburmizah
Kategori abdullah yılmaz, yazarlar
“Gökçe” namında fırlama bir kızım var. “Bayramda beraber olalım” diyence gitmek farz oldu. Gara gittiğimde doğudan gelen bir trenin dışında başka trenlerde yer yok. Oldum olası tren yolculuğuna bayılırım. Geç de gitse; araya çık çaktırmadan sigaranı iç, tuvalete git teşaşür yap, yemek vagonuna git bir kaç kadeh at, yemek ye, olmadı yanından gelip geçenleri seyret ve tipine göre mesleğini bulmaya çalış, daha da olmadı gençlerin parmaklarındaki yüzüklerini say, “Tirene bindim tiren salladı” diye türkü naralan, oyalanırsın gideceğin yere kadar. Sincan’ı geçince yemek vagonuna gideyim istedim. İleri git yedi, geri gel yedi yolcu vagonu, yemek vagonu yok.. Sincan’da mutfak tedariki yapalım derken vagonu unuttular mı diye düşündüm, olacak şey değildi. Kondüktörün birine sordum, “Yok” dedi. Nedenini de söylemedi. Yok işte!.. Başka birine sordum, Doğu ve Güneydoğuya giden trenlerin her istasyonda durduğu, kırsal kesim ağırlıklı yolcuların oluşu vb.. Kısaca ha vagona yüzlerce kesimlik sığır doldurmuşsun, ha benim gibi hıyarları..
Bayram gününde içinizi karartmak yerine hoş şeyler yazmak isterdim, ancak Sultan Mahmut’un tütün tablası gibi illaki insanın tepesini attırıyorlar. Ben yine de trende geçen bir olayı aktararak biraz olsun gülümsemenize yardımcı olayım.
Altmışlı yıllarda Kayseri’de pastırmanın yanısıra sosis, ,salam da üretiliyormuş büyüklerimizin anlattıklarına göre. Ancak o yıllarda Et-Balık Kurumu oluşturulunca pastırma dışındaki üretimler yasaklanmış, ne var ki kaçak üretim yine de devam ediyormuş. O dönemlerde sosis-salam türü ürünler kilo ile ya da okka ile değil de metreyle satılıyormuş. Dedelerimizden biri bir yaz günü on metre sosis almış, beline sarıp gömleği giymiş ve trene binmiş. O yıllarda pulman türü vagonlar olmadığından, sekiz on kişinin sıkış-tepiş bindiği kompartmanlar vardı. Yine o yıllarda fermuar henüz yaygın olmadığından, olsa bile köylük yere gelmemiş olduğundan fermuar yerine düğme ya da çıt çıt kullanılıyordu. Dedemiz dediğim muhteremin aba pantolonunun ön düğmeleri yok, çengelli iğneyle tutturmuş, iğne de miadını doldurmuş olmalı ki zırt-pırt açılıyormuş. Trende dedemizin önü açılmış, yetmezmiş gibi beline sardığı sosisin ucu on santim kadar dışarı çıkmış ki görüntü; mal beyanında bulunuyor hallerinde. Dedemiz tabakasını çıkarmış tütün sarmakla meşgul olduğundan farkında değilmiş sosisin münasebetsiz yerden çıkıp münasebetsiz bir görüntü oluşturduğunu. Elli yaşlarında süslü-püslü kokona bir kadın muhteremin karşısına oturmasıyla on santimlik erkek organı kılıklı sosisi görmesi bir oluyor. İlk tepkisi “Utanmıyor musun?” olmuş. Dedemiz şaşkınlıkla “Ne var?” deyince, “Önüne bak!” demiş kadın. Muhterem önüne bakıyor gayet sakin, ceketinin cebinden çakısını çıkarıyor ve münasebetsiz sosisi kestiği gibi açık olan camdan dışarı atıyor ve büyük bir keyifle sigarasını yakıyor. Kadın büyük bir üzüntü içinde “Ne yaptın?!” demiş. Dedemiz sakin “Telaşlanma, arkası çok” demiş..
Hayvanların yanısıra insanların da kurban edildiği günümüzde, kimsenin kimseye kurban olmadığı/edilmediği güzel bir bayram diliyor, öpüyorum..
VATANDAŞIN KEYFİ
14 Ekim 2009 Yazan oburmizah
Kategori abdullah yılmaz, yazarlar
VATANDAŞIN KEYFİ
Kapalı mekânda sigara içme yasağına, açık havada sigara içme yasağını da eklemeye çalışan vekil-i vükelâ takımına kızgınlığını “İbibikte bu göt varken çok yuvalar kokutur” tabiriyle, pek çok anlama gelecek laf eden Sivrihisar`lı İhtiyar Mumya soner`e göre; “Güç ellerinde, istediklerini yaparlar” demeye getirse de “Sokma akılla sekiz adım bile gidemezler” sözüyle de vatandaşın tepkisini ortaya koymuş oluyor. Adalet Bakanı bile “Bir cıgara keyfimiz vardı, onun da içine ettiniz” diye bu konuda fikir beyanında bulunduğunda ortalık biraz karışmıştı ama esas ortalığın karışması bir kaç ay sonra olur. Çünkü kahvelerde de sigara içme yasağı başlayacak..
Düşünün, vatandaş kahvede pişpirik, okey ya da anastra oynuyor, masasına tavşan kanı renginde çay gelmiş, çayın orospusu sigara, yasak! Bu durumda vatandaşı tut tutabilirsen.. Sigarasızlıktan kafası keçeleşince “Şeytanın pislediği yerde biten ot” denilen sigarayı önce icad edene sonra da bu yasağı getirenlere övgüler düzecek. Bu durumda ki vatandaşın maaşına %2 + 2 değil, %50 + 50 zam yapacaksın, hatta herşey güllük gülistanlık olacak, “AB`ya girmek için bu gerekli” diye açıklamalar da yapsan vatandaşın gazını alamazsın. Bu da demektir ki Ampul Partisi`nin sonunu laikler değil, sigara tiryakileri getirecektir. Hatta şimdiden “Ampul Partisi`ni Sevenleri Sövenlere Dönüştürme Cemiyeti” namında dernekler oluşturmaya başladılar bile..
Eskiler “İster fakir ol ister fukara, yemekten sonra yak bir cıgara” lafını boşuna icad etmemişler. Köylü takımı, kasabadaki ya da köyündeki “Harmana kadar yaz” hesabından bakkal alışverişinde ekmeği almayı keser ama sigara almayı kesmez. Yetmezmiş gibi bırakın kahvede, köyün ortalık yerinde sigara içmesini yasaklıyacaksın, hatta izmariti oturduğu sandalyenin altına atmasını veya gıcık olduğu komşusunun bahçesine atmasını engelleyeceksin mazallah ya karısını boşamaya kalkar veya muhtara, imama ona buna dalar, hem de hiçbir neden yokken. Sonra da durduk yerde kan davaları, an davaları, ..m davaları başlar..
Kırsal kesim bir yana okullardaki ya da umuma açık yeşillik alanlarda daire biçiminde oturup yoksulluktan dudaktan dudağa dolaştırılan orta malı cıgara içerek muhabbet eden üniversiteli öğrenciler ne olacak? Orta malı cıgara bulamadıklarında boş su şişesinin beş yerine delik açık beş cıgara ekleştirerek nargile gibi şişenin ağzından direk ciğerlerine duman çekip ekonomik kafa yapmaya çalışan öğrenciler ne olacak? Bu işi başlatanlar olsa da olur, olmasa da manasında tepkileri yumuşatmak için ya yumuşak bir geçiş yapacaklar veya bu yasa tasarısını kompe iptal edecekler. Bunun başka yolu yok. Yoksa vatandaşın keyfiyle oynarlarsa sonucuna katlanacaklardır elbette..
Vaktiyle tanıdığım bir Muhlis Abi vardı. Onun kadar çok sigara içenini görmemiştim. Bu yüzden de oruç filan tutmuyordu ya da tutamıyordu. Karısının ısrarı üzerine Ramazan`ın ilk günü niyetlendiğinde ortalık yağmur, fırtına, kış-kıyamet.. Akşam ezanının okunmasına da bir saat var-yok. Eve doğru giderken “Hüdaverdi Apt.” gözüne takılmıştı her zamanki gibi. O apartmanın önünden her geçişinde de “Bu Hüda böyle pezevenklere veriyor da bana niye vermiyor!” gibilerden apartman sahibine küfreder, tanrıya da selamlarını gönderirdi. Oruçlu ağzıyla küfretmek istemedi, sabretti. Ancak sert rüzgar evinin çatısındaki kiremitleri bir bir yere indiriyordu. Çatı neredeyse uçtu uçacak. İliğine kadar ıslanmışken eve girdi karısı ciyaklıyordu bu defa kırılan kiremitler için. Ya karısını dövecekti ya da sigarasını yakacaktı. “La havle” çekip cebinden sigarasını çıkardı “Sen benim çatımı bozuyorsun, aha ben de senin orucunu bozuyorum” diyerek sigarasını yaktı..
TÜRKİYE’NİN NEPOTİST AMPULÜ
14 Ekim 2009 Yazan oburmizah
Kategori abdullah yılmaz, yazarlar
TÜRKİYE’NİN NEPOTİST AMPULÜ
Sosyoloji fakültelerinde ve sosyal psikoloji derslerini gören öğrenciler “Nepotizm” sözcüğünün anlamını çok iyi bilirler. Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde; Akraba ve arkadaş kayırmacılığı olarak geçer. Tam anlamıyla; Adam kayırma, akraba kollama, akraba ve dostlara dayı bulma, dindarlara yedirme, torpil yapma, devlet dairelerinde işe başlatma, partililere iş bulma, kargacık-burgacık el yazısıyla “Hamili kart yakinimdir” diye torpil isteme, iyi işin başına kötü adamı, kötü işin başına da iyi adamı yerleştirme eylemlerine tek kelimeyle, çürümeyi besleyen “Nepotizm” deniliyor..
Bir tarihte Başbakanımız, yavrumuz “Adam kayırma, torpil bitti, hamili kart yakinimdir sözü artık tarihe karıştı. Bunu kim yaparsa karşısında beni bulur” diye buyurmuşlardı partililerine ve milletvekillerine. Ancak “Nepotizm” devam etti, yazılı ve görsel basında belgeleriyle ortaya çıktı. Bu arada ampulcülerin yalaka ve yağcısı durumundaki gazete ve köşe yazarları bu durumu normal bir evrimleşme sürecinin belirtisi olarak karşılarken, bu duruma karşı olan kalem leşkerleri susturulmaya çalışıldı ve susturuluyorlar da.. Alın size Perihan Mağden!.. Yıllarca Erdoğan’ı savunurken gelin-kaynata durumuna düştüler geçtiğimiz yıl. Yazdığı da şu; “Bu naçar topraklarda konjonktür sizden yana diye egonuz genişledikçe genişledi, ilerledi ve emperyalist egoya dönüştü. Korkarım, kişiliğinizin bütün topraklarını işgal etti” Buyurun!.. Başbakanımız, Erdoğan’ımız kıllanmış bu söze ve basmış tazminat davasını. Bunun ötesinde pek çok yazar, çizer mahkemelik oldu, tazminat davaları açıldı..
Öğretmen sınıfta öğrencilerine babalarının ne iş yaptığını sormuş. Öğrencilerden kimi doktor, avukat, memur, polis, pazarlamacı gibi şeyler söylemişler babaları için. Ancak sınıfta sıkılgan öğrencilerden biri babasının ne iş yaptığını söylememiş. Öğretmen ısrar edince sıkılarak anlatmış. “Babam bir gay barda striptiz yapıyor” demiş. ”Herkesin içinde soyunup metal direkte şemsiye ile dans ediyor. Eğer çok bahşiş veren birileri olursa onlarla birlikte geceleri evlerine de gidiyor” diye devam etmiş. Öğretmenin rengi atmış, diğer öğrencilere oyalanmaları için bir ödev verip bu öğrenciyi kenara çekmiş ve: “Baban gerçekten bu işi mi yapıyor?” diye sormuş. Öğrenci: “Hayır öğretmenim” demiş. “Babam aslında Tayyip için çalışıyor. Ancak sınıfta bütün öğrencilerin önünde söylemeye utandım”..
Bakalım bu nepotizmli günler ne kadar daha sürecek..






(5,00 puan, toplam 5)